Yargıtay Kararı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararı: Aydınlatılmış onam

Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4039
Karar No
2026/4413
Karar tarihi
02.07.2026
  • aydınlatılmış onam
  • hekim sorumluluğu
  • komplikasyon
  • manevi tazminat
  • vekâlet sözleşmesi

Kararın özeti

Anevrizma tedavisi için özel bir hastanede ameliyat edilen davacı hasta, ameliyattan sonra beyin kanaması geçirmiş ve acil bir beyin ameliyatından sonra bakıma muhtaç hâle gelmiştir. Hasta ve yakınları, kullandırılan ilacın risklerinin anlatılmadığını ve geçerli onam alınmadığını ileri sürerek hekim, hastane ve hastaneyi sonradan devralan bakanlığa karşı maddi ve manevi tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporlarına göre tedavinin tıbben uygun olduğunu ve kanamanın ilaca bağlı bir komplikasyon olduğunu belirterek davayı reddetmiştir.

Bölge adliye mahkemesi, olay tarihinde hastanenin bakanlıkça işletilmediğini ve davanın adli yargıda görüleceğini belirtmiştir. Hastanın bilinci açıkken onam formu yalnız anestezi için alındığını, sakinleştirici verildikten sonra hastanın bilinci yerinde olmadığı gerekçesiyle formun eşine imzalatılmasının geçerli bir aydınlatılmış onam sayılamayacağını kabul etmiştir. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün davalılarda olduğunu, kusur bulunmasa bile aydınlatılmamış hastaya uygun bir manevi tazminat verilmesi gerektiğini belirterek maddi tazminat taleplerini reddetmiş, manevi tazminatı kısmen kabul etmiştir.

Yargıtay, tedavinin ve komplikasyon yönetiminin uygun olduğunu, ancak geçerli bir aydınlatılmış onam bulunmadığından davalıların vekâlet sözleşmesi gereğince sorumlu olduklarını belirterek kararı HMK md. 370/1 uyarınca oy birliğiyle onamıştır.

Özet, kararın tam metniyle karşılaştırılarak editör ekibimizce hazırlanmıştır; bağlayıcı olan kararın kendisidir.

Bu konudaki rehberlerimiz

Kararın tam metni

3. Hukuk Dairesi 2025/4039 E. , 2026/4413 K.

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1952 E., 2025/892 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. Tüketici Mahkemesi

SAYISI : 2022/289 E., 2024/369 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacılar vekilince istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 02.06.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde gelen davacılar vekili Avukat ... ve davalı vekili Avukat ... ile diğer davalı vekili Avukat...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi heyetçe zorunlu görüldüğünden 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 02.07.2026 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; müvekkillerinden ...’nın düşmesi nedeniyle oluşan anevrizmanın tedavisi için, davalılardan Dr. ... ...'nin muayenehanesine gittiklerini, davalı ...’nin ... Üniversitesinde görevli bir profesör olmasına rağmen operasyonlarını davalılardan ... Vakfına ait olan Özel ... ... Hastanesinde yaptığını, davacı ...’nın 14.04.2012 tarihinde Özel ... ... Hastanesinde planlanan ameliyatı olduğunu, davacı ...'nın hastanede bekleyen yakınlarına operasyonunun başarılı geçtiğinin söylendiğini, fakat ...'nın ameliyat sonrası alındığı yoğun bakım ünitesinden normal odaya geçmesi beklenirken ...'nın beyin kanaması geçirdiğini, hasta yakınlarına hiçbir bilgi verilmeden ve rızaları alınmadan, ...'nın beyin ameliyatına alınmasına karar verilerek ameliyat edildiğini, oldukça ciddi ve tehlikeli olan ameliyatın gerek ameliyat hazırlık sürecinde, gerekse ameliyat ve sonrası yaşanan süreçte fahiş bir özensizlik içinde yürütüldüğünü, ...’nın kendisinden veya yakınlarından onay dahi alınmadan 8-9 saat süren, çok zor ve hayati tehlike riski olan bir beyin ameliyatına alındığını ve operasyonda yapılan hatalar neticesinde özürlü duruma geldiğini, müvekkillerinin yaptıkları araştırmalar neticesinde ...'nın ameliyat öncesi kullandığı ... adlı ilacın son derece tehlikeli olduğunu, ancak titiz takip ve kontrol altında kullanılabileceğini, ...'nın ameliyat öncesi bu ilacı belirtilen şekilde kullanması sebebiyle beyin damarlarının tamamında kanama meydana geldiğini ve ameliyat sonrası komplikasyon yaşandığını öğrendiklerini, ...’nın yatağa mahkum ve felçli şekilde, yemek ve tuvalet ihtiyaçlarını dahi göremez bir halde bakıma muhtaç olarak hayata devam etmekte olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları kalmak kaydıyla, davacı ... için 20.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 20.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 400.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 200.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ...'ın için 20.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı ... vekili; davacılardan ...’ya yapılan işlemlerin tıbbın kuralarına uygun olarak yerine getirildiğini, hastaya kullandırılan ilacın kan pıhtılaşmasını azaltarak akışkanlık sağlayan, bu suretle takılacak stentin ve/veya damarların tıkanmamasını temin eden, bu tedavi yönteminde operasyon öncesi kullandırılması zorunlu olan bir ilaç olduğunu, yani bu ilacı içmemesi durumunda hastaya bu tedavinin yapılmasının teknik olarak mümkün olmadığını, dava konusu olayda, müvekkilin yaptığı anevrizma operasyonundan 3 saat sonra gelişen beyin kanamasının ise bu ilaç türünün nadir görülen bir yan etkisinin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiş bir komplikasyon olduğunu, hastanın tedavisi için kullandırılan ilacın seçiminde ve yapılan tedavide herhangi bir yanlışlık,ihmal, kusurlu ifa bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ... vekili; davacının tedavi olduğu ... ... Sağlık Kurumları İşletmesinin olarak ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğundan, müvekkiline husumet yönetilmesinin mümkün olmadığını, esasa ilişkin olarak da hastane işletmesinin herhangi bir kusuru bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.

3.Davalı ... ... ... vekili; davacı ...’nın müvekkilinin hastası olmadığını, olayda müvekkiline herhangi bir kusur izafesinin mümkün bulunmadığını, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının çok yüksek olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.

4.Davalı ... ... Hastaneleri Kurumu vekili; hizmet kusuru iddiasıyla açılan davalarda idari yargının görevli olduğunu, davanın görev yönünden reddi gerektiğini savunarak; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında, davacı ...’ya yapılan endovasküler tedavinin endikasyonunun tıbben uygun olduğunun belirtildiği, hastada gelişen intraserebral kanamanın antitrombotik ilaca bağlı gelişen bir komplikasyon olduğu, gelişen komplikasyona yönelik olarak hastanın acil şartlarda tomografisinin çekilerek ameliyata alınmasının kompliskasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, ortaya çıkan sonuç ile onam formu eksikliği arasında doğrudan bir neden sonuç bağlantısı bulunmadığı, dolayısıyla davalı ... ... uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu ve idarenin herhangi bir organizasyon hatasının saptanmadığının bildirildiği, hasta kendinde olmadığı için aile yakınlarından onam aldığını beyan etmesi karşısında onam formlarının tamamını hasta olan ... imzalamamış olsa bile ...'nın dışında kalan yakınlarından alınan onam formlarının imzalanması esnasında hastanın şuurunun yerinde olmadığı, bu sebeple onam formlarının yakınlarından alındığı gibi onam formlarındaki imza eksikliği ile oluşan kompliskasyon arasında doğrudan bir neden sonuç ilişkisi bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle; ... hakkında açılan davanın yargı yolu dava şartının gerçekleşmemesi sebebi ile usulden reddine, davalılar ... ve ... hakkındaki davanın esastan reddine, ... ... ... hakkında verilen feragat nedeniyle davanın reddine dair kararın kesinleşmesi nedeniyle bu davalı hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; davalı hastanenin, davalı ... tarafından işletilmekteyken 2014 yılında Sağlık Bakanlığına kanun gereği devredildiği, olay tarihinde hastane Sağlık Bakanlığınca işletilmediğinden, Bakanlıkça yürütülen bir kamu hizmetinin ifası veya hizmet kusurundan kaynaklı uyuşmazlığın bulunduğundan söz edilemeyeceği, işletmeyi devralan davalı ... Bakanlığına 6098 sayılı TBK 202 maddesi hükmü kapsamında husumetin yöneltilmiş olması karşısında davalı ... hakkındaki davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargıda ve Tüketici Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, davalı ...'nın cevap dilekçesinde belirttiği işletmesinin ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunmadığı ve davalı hastanenin davalı ... Bakanlığına olay sonrası devredildiği hususları gözetilerek adı geçen davalıların husumete ilişkin itirazlarına itibar edilmediği, davacı hastaya davalı hastanede davalı hekimce uygulanan teşhis, operasyon, tedavi ve takip işlemlerinde davalı tarafa atfedilebilecek kusur veya eksikliğin bulunmadığının bilirkişi raporlarıyla belirlendiği, oluşan sonucun ilaca bağlı gelişen komplikasyon olduğu, dosyada davacı hasta ... tarafından imzalanmış (anesteziye ilişkin onam formu haricinde) tedavi/operasyonun olası komplikasyonları, operasyon öncesi verilen ilacın riskleri ile ilgili bilgilendirmenin yapıldığına ilişkin bir onam formu bulunmadığı, ilgili onam formu, davacı hastanın eşi olan diğer davacı ...'a imzalatıldığı, tedavi/operasyonun riskleri ve olası komplikasyonları ile ilgili esas bilgilendirilmesi ve aydınlatılması gereken kişinin, hastanın kendisi olduğu, acil durumlar veya hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olması veya karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin/yakınının izni alınabilir ve onam formu imzalatılabileceği, gerek dinlenen davacı tanık anlatımları, gerekse dosya içeriğinden davacı hastaya anevrizma teşhisinin konulmasından sonra ameliyatla ilgili davalı hekimle operasyon öncesi görüşme yaptığı, operasyonun yapılacağı gün de bilinci açık şekilde hastaneye geldiği, nitekim anesteziye ilişkin olarak onam formunun kendisine imzalatıldığı, artık bu safhadan sonra davacıya heyecanlığından bahisle sedasyon iğnesi yapılıp akabinde bilincinde olmadığı gerekçesiyle onam formunun hasta yakınına imzalatılmasının geçerli bir aydınlatılmış onam varlığının göstergesi sayılamayacağı, ispat külfeti kendisinde olan davalının, aydınlatma ödevini yerine getirdiğini ispatlayamadığı, vekalet ilişkisi ve yasal yükümlülük gereği davacı hastanın aydınlatılmadığı ve bilgilendirilmediğinin anlaşılması durumunda, davalı hekim veya hastaneye kusur biçilemeyecek olsa bile uygun bir manevi tazminata karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davacılar vekilinin istinaf isteminin belirtilen yönlerden kabulüne, sair yönlerden reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacı ... için 200.000,00 TL, diğer her bir davacı lehine ayrı ayrı takdir edilen 100.000,00 TL'şer manevi tazminatın olay tarihi olan 14.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacılara ayrı ayrı verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1. Davalı ... vekili; hizmet kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi olan davada Bakanlık açısından görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davanın zamanaşımı süresi / hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacı ... 14.04.2012 tarihinde ...’na bağlı Özel ... ... Hastanesinde ameliyat olması nedeniyle husumetin Bakanlığa yöneltilmesinin mümkün olmadığını, ilgili hastane 2014 yılında Bakanlığa devredilmiş olsa da ... Vakfının halen ayakta olan bir kurum olduğunu, devrin 6518 sayılı Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 122. maddesinde düzenlendiğini, idarenin, mükellef olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken bu hizmetten faydalanan fertlerin uğradıkları zararı tazminle mükellef ve mesul tutulabilmesi için bu hizmetin hiç görülmemiş, kötü veya geç görülmüş olması ve doğan zarar ile iddia olunan hizmet kusuru arasında uygun illiyet bağının bulunması gerektiğini, dava konusu olay bakımından tazmin şartlarının gerçekleşmediğini, onam formunun bulunduğunu, idare olarak kurumun hizmet kusurundan, ağır hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceğinden, manevi tazminat talebinin haksız ve hükmedilen tazminatın fahiş ve olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı ... vekili; müvekkiline kusur atfedilmemesine rağmen manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, birbiri ile tutarlı tespitler ve raporlar karşısında, müvekkilin sorumluluğunu bir kusursuz sorumluluğa dönüştürecek nitelikte hüküm tesis edilmesinin alınan bilirkişi raporları ile bağdaşmadığını, Kanuna ve yerleşik uygulamalara aykırı bulunduğunu, ameliyatın sonuçları hakkında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, müvekkili tarafından tedavi öncesinde hastasına ve yakınlarına, tedavinin ölüm ve felç dahil olmak üzere tüm ciddi riskleri anlatıldığını ve yine tedavi öncesinde tüm riskler ve olası sonuçlar hakkında bilgilendirmenin yer aldığı onam formları imzalatıldığını, istinaf mahkemesince resen inceleme yapılmasının hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

3. Davalı ... Hastanesi vekili; maddi ve manevi tazminat sorumluğu noktasında Türk Borçlar Kanunu'na göre ortaya çıkan zarar ile eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerektiğini, somut durumda da ortada bir nedensellik bağı bulunmadığını, davalı hastanenin kusuru olmadığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, onam formunun davacı hastanın eşine imzalatılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, davacı hastanın, 14.04.2012 tarihinde tekrar hastaneye şiddetli baş ağrısıyla geldiğinde tanık anlatımları ile de sabit olduğu üzere, davacının çok heyecanlı olduğu, tansiyonunun yükseldiği tespit edilerek bu durum rahatsızlığı için tehlike yarattığı ve beyin kanaması geçirme riski olduğu için kendisine sakinleşmesi için sedasyon verildiğini, yapılan bu uygulamaların da tamamının tıp biliminin gereklerine uygun olduğunun dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının tamamında tespit edildiğini, sakinleştiricinin etkisiyle uykuya geçen ve bu nedenle de onam formunu imzalayamayan hastanın yerine diğer davacı eşinin bu formu imzaladığını, bu kişiye de gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, davacı hastanın imzaladığı onam formu 10.04.2012 tarihli ... ve ... formu olup bu onam formu da ameliyatın planlama evresinde imzalandığını, çeşitli tıbbi nedenlerle ameliyat yapılamadığı için devamında başka bir onam formu imzalamadığını, hastanın ameliyatı yapacak doktor ile daha önce defalarca görüşerek ameliyat hakkında bilgilendirildiğini, davanın zamanaşımından sonra açıldığını, hükmedilen manevi tazminatın çok yüksek olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

4. Davacılar vekili; maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ispat külfeti kendisinde olan davalı tarafın, aydınlatma ödevini yerine getirdiğini ispatlayamadığını, davacı hastanın rahatsızlığı ve operasyonun olası komplikasyonlarıyla ilgili yeterince aydınlatılmadığını, bilgilendirilmediğini, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali ile bu ihlalden kaynaklı doğan zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu, raporlarda meydan gelen komplikasyonun olağan olduğu vurgulanmış ise de, kan sulandırıcı ilacın kontrolsüz kullanımına ilişkin iddialarıyla ilgili yeterli bir tespit ve inceleme yapılmadığını, yüksek enflasyon, paranın satın alma gücündeki kayıp ve temerrüt faizinin enflasyon karşısında oldukça düşük kalması nazara alındığında dava konusu olayların vehameti ve sebep olduğu acılar karşısında hükmedilen manevi tazminatın oldukça düşük kaldığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle İlk Derece Mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan ve birbirini doğrulayan bilirkişi raporlarında, konulan tanı ve sonrasında uygulanan tedavinin yerinde ve kişide gelişen kanamanın antitrombotik ilaca (...) bağlı herhangi bir kusur yada ihmal izafe edilemeyen komplikasyon olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğunun belirtildiği, yasal mevzuat gereğince geçerli bir aydınlatılmış onam formu bulunmadığından davalıların vekalet sözleşmesi gereğince sorumlu oldukları, hükmedilen manevi tazminatın dosya kapsamına uygun bulunduğu, olayın meydana geldiği zaman dikkate alındığında davalıların zarardan sorumlu oldukları anlaşıldığından, tarafların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz eden davalıya yükletilmesine,

Davacılar ve davalı ... harçtan muaf olduklarından, Peşin alınan temyiz karar harcının da istek halinde temyiz eden davacılara ve davalı ... Vakfına iadesine,

40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.07.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama. Karar, Yargıtay tarafından kişisel veriler gizlenerek yayımlanmıştır.

İlgili hukuki terimler

3. Hukuk Dairesinin diğer kararları

⚠️ Önemli

Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya hukuki görüş niteliği taşımaz ve herhangi bir avukat–müvekkil ilişkisi kurmaz.

İçerik, yayın ve son güncelleme tarihindeki mevzuata göre hazırlanmıştır; mevzuat ve yargı kararları zamanla değişebilir. Bu bilgilere dayanılarak yapılan işlem ve verilen kararlardan Dava Rehberi sorumlu değildir.

Kendi durumunuza ilişkin karar vermeden önce bir avukata danışmanız önerilir. Avukatlık ücretini karşılayamayacak durumdaysanız bulunduğunuz yerdeki baronun Adli Yardım Bürosu'na başvurabilirsiniz.

Sitemizle ilgili iletişim bilgilerine İletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.

Çerezler kullanıyoruz

Bu site, düzgün çalışması ve deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Ayrıntılar